Şunu gönül rahatlığıyla söylüyorum: Fer, ekrana sadece “ne oldu?” diye değil, “neden böyle oldu ve başka türlü olabilir miydi?” diye bakan bir dizi. Karakterler parlak ama cilalı değil; her biri küçük çiziklerle gerçek. Diyaloglar incelikli; arada gelen bir espriyle gerilimden sıyrılıp tekrar içine çekiliyorsunuz. Ben ilk sezon finalinde kumandayı düşürdüm (evet, fiziksel olarak); ikinci sezonun sonundaysa “Atlas kim?” teorileriyle gece üçe kadar arkadaş grubunu darladım. Eğer suç dramlarını, şehir karakteri güçlü yapımları ve gri ahlak hikâyelerini seviyorsanız, Fer sizi çoktan yakalamıştır. Eğer hâlâ başlamadıysanız; izleme maratonu için kahveyi demleyin, telefonunuzu sessize alın ve şu cümleyi aklınıza yazın: “Gerçeğin feri, göz alır; bakarken kırpmayı unutma.” (Bunu ben yazdım; diziye notum: 9/10, üçüncü sezonda o bir puanı da alırsanız kapak fotoğrafımı değiştiriyorum.)